Köyden indim Bundesliga’ya

İskoçya ligi’nde Gretna FC’nın içler acısı hali derken Gretna’nın Alman versiyonu Bundesliga 1′e çıkmış. Hikaye ne kadar da benzer.

Taraf gazetesinden dikiz:

Almanya İkinci Ligi’nde sezonun sürprizini Hoffenheim gerçekleştirdi. Bir köy takımı olan Hoffenheim bu sezon Bundesliga’da mücadele edecek

Almanya Bundesliga 2’de sezonun sona ermesiyle Bundesliga 1’e çıkacak son takım belli oldu. Borussia Mönchengladbach ve FC Köln’ün ardından Hoffenheim, geçtiğimiz gün Fürth’ü 5-0 yenerek Bundesliga 1 vizesini elde etti. Önümüzdeki sezon Bundesliga 1’de ilk defa mücadele edecek olan Hoffenheim aslında tam anlamıyla bir köy takımı. Almanya’da 3.700 kişinin yaşadığı küçük bir kasabada kurulan Hoffenheim’ın yükselişi 1990 yılında Alman milyarder Dietmar Hopp’un kulübü satın almasıyla başladı. Yerel liglerden zamanla sıyrılan kulüp 2000 yılında dördüncü lige yükseldi. Hopp, bir dönem Schalke’nin de hocalığını yapan Ralf Rangnick’i takımın başına getirerek Bundesliga 1 projesini başlattı.
Aradaki ligleri teker teker atlayan Hoffenheim bu sezon ilk defa mücadele ettiği Bundesliga 2’de ikinci oldu. Hoffenheim maçlarını 5 bin kişilik Dietmar Hopp Stadı’nda oynuyor olsa da 2009 yılında 30 bin kişilik stadına kavuşacak. Kadrosunu genç oyuncuların oluşturduğu Hoffenheim’ın Bundesliga 1’de ki ilk sezonunda ne yapacağı şimdiden merak ediliyor.

Top, kale çizgisini geçtiğinde…

En son gittiğim maçta farkettim, artık taraftarı olduğum takım gol attığında eskisi gibi sevinemiyorum. Topun ağlara gittiği kesin olduğu o anda bile sevinmeyi erteliyorum, topun ağlara çarpmasını, ağların sarsılmasını, topun tekrar kale içerisinde zıplamasını bekliyorum. Topun ağlarda olduğuna yüzde yüz kanaat getirdiğim anda ise yan hakeme kayıyor gözlerim, “bir ofsayt mı var, acaba gol sayılmayacak mı bu” diye bakıyorum hemen. Farkında olmadan belki de bir saniyelik bu devreden sonra benden önce sevinmeye başlayanlara katılmaya çalışıyorum. Onların o golün olduğu, kantıksız ilk sevinçlerini kendimde duymaya çalışıyorum ama nafile. Yetişemiyorum o sevinç dalgasına. Bu yüzden gereğinden fazla uzatıyorum bazen, bazen ise erkenden kaçıyor isteğim. Ama hiç sektirmeden gol sonrası klasikleşmiş tezahüratlara veriyorum kendimi: “Gençler! Gençler! Ya da “Her zaman herde en büyük Gençler!” Zaten kaç kişiyiz ki maratonun göbeğinde, şarkı söylemek lazım, şimdi değilse ne zaman, burada değilse nerede?

Ama eskiden öyle miydi? Kendimden geçercesine deli gibi bağırırdım, golün zevkini çıkarırdım. Benimle birlikte hep beraber ayağa kalkan, ellerini havaya savuranlarla birlikte avaz avaz kutlardım bu heyecanı. Acaba yıllar geçtikçe daha mı kontrollü yaşama geçiyoruz, yaşanması gereken sevinçleri de mi artık doyasıya değil, yan hakeme kaçan gözlerle, bir şeylerin gelip de zevkimiz, tadımızı, tuzumu kaçırmasını bekler gibi yaşıyoruz?

Belki de ben her çeşit gol sevincini gördüğümden ya da kaçan onlarca çeşit golün artık nasıl kaçtığını hesaplamaktan sıkılmışımdır. Top süzüle süzüle ağlara giderken araya giren o kalecinin elini, yine topun zıplaya zıplaya kalabalığı yararken çarptığı direğin tokluğunu, son anda çizgiden çıkaran oyuncunun ayak ucunu, üç metreden önündeki topu içeri ittiremeyen beceriksiz futbolcuyu, vurmasına rağmen sahanın azizliğine uğrayan şanssız topçuyu, kaçan her gol sonrası çekilen o derin mi derin “ah”ları, gözün kapanıp, başın arkaya yaslandığı, ağzın yarım açıldığı, yumruğun sıkıldığı o anları bolca yaşamaktan duyulan sıkıntıdan bıkkınlık mı yoksa benimkisi? Ya da o defans oyuncusu son anda kafasını uzatıp topa vurmasaydı arkadan gelen bizim oyuncu atacaktı golü diye yapılan planlar, defans oyuncusunu sağ tarafından çalımı atsaydı kaleciyle karşı karşıya varacaktılara kadar giden analizler, sahadaki futbolcuya nasıl yapması gerektiğini arkadaşına fısıldamaktan, hakemin atağınızı kesen haksız düdüğünü duyduğunuz zamanki isyanlardan mı sıkılganlık artık bu?

Ne demişler: Hayat fena halde futbola benzer. Bence tersi de doğrudur bunun, futbol fena halde hayata benziyor; zira hiç bir şeyin garantisi yok. Takımınızın attığı gole bile sevinmeden önce, atılan gol her ne kadar nizami olsa da, bir kez daha düşünmeniz, topun çizgiyi geçmesini, yan hakemin bayrağını kaldırmamasını, hakemin de orta noktayı göstermesini beklemeniz gerekiyor. Eğer erkenden sevinirseniz sevinciniz kursağınızda kalabiliyor. Sadri Alışık’ın Serseriler Kralı‘nda hakime ağlayarak, ama bizim gözlerimizin içine bakarak söylediği bu unutulmaz replik canlanıyor nedense gözümde: “Bu da mı gol değil ha? Söyleyin, bunu da mı atamadım?”

Yıldırım’ın Yapamadığını Feldkamp Nasıl Yaptı?

Geçen hafta itibariyle annemizin ligini iyisiyle kötüsüyle tamamlamış bulunuyoruz. Son beş sezondur iki takım arsında el değiştiren şampiyonluk arması bu sene tekrar Galatasaray’a geçti. Öz olarak geçen sezonlardan farklı bir lig geçirdiğimizi söylemek pek mümkün değil. Boş tribünlere oynanan onlarca maç , spor medyasının sığ bir şekilde ele aldığı Anadolu külüpleri, bol bol antrenör kıyımına sahne olan, diğer taraftan tabiri caizse “kaşarlanmış” antrenörlerin aralarında becayiş ederek takım yönetmelerinin örneklerinin sergilendiği süper ligimizde her şey bildiğiniz gibi. Devamı »

Gretna FC: Endüstriyel Futbolun Yeni Artığı

İskoçya’nın güneyinde İngiltere sınırına çok yakın 2700 nüfuslu Gretna kasabasının sakinleri, takımları Gretna FC’nin değil UEFA kupasına katılmasını, İskoç Premier Ligi’nde oynayabilmesini bile hayal edemiyordu. Gretnalıların hayallerini gerçekleştirme yolunda ilk adım, 2002 yılında, takımın İskoç Profesyonel ligine katılım başvurusunun kabul edilmesiyle atıldı. İkinci ve daha önemli adım ise bir yıl sonra İngiliz milyoner Brooks Mileson’un kulubü satın almasıyla gerçekleşiyordu. Bu tarihten sonra her şey çok hızlı oldu. Keza sona erişi de. Devamı »